1-antworten (antwortete, hat geantwortet) -to answer, to reply /cevap vermek

-Er antwortet seinen Studenten in einer höflichen Form.

/Öğrencilerine nazik bir biçimde cevap veriyor.

 2-beantworten (beantwortete, hat beantwortet) -to answer /cevaplandırmak

-Die Professorin beantwortet die Fragen der jungen Kollegen.

/Bayan profesör genç meslektaşların sorularını cevaplandırıyor.

 3-Antwort (f) -answer, reply /cevap

-Deine Antwort hat dem Lehrer sehr gefallen.

/Senin cevabın öğretmenin çok hoşuna gitti.

 

1-arbeiten  (bei) (arbeitete, hat gearbeitet) -to work (at a company) /çalışmak

-Bora arbeitet bei Ipek. /Bora İpek'de çalışıyor.

 

2-mitarbeiten (arbeitete mit, hat mitgearbeitet) -to cooperate /birlikte çalışmak

-In diesem grossen Projekt müssen Sie unbedingt mitarbeiten.

/Bu büyük projede siz mutlaka birlikte çalışmak zorundasınız.

 

3-zusammenarbeiten (arbeitete zusammen, hat zusammengearbeitet)

-to cooperate /işbirliği yapmak, birlikte çalışmak

-Wenn die Assistenten zusammenarbeiten, können sie das Projekt in kurzer Zeit beenden. /Eğer asistanlar işbirliği yaparlarsa, projeyi kısa sürede bitirebilirler.

 

4-Arbeit (f) -work, job, employment /iş, meslek

-Mein Vater hat bei Hukla eine sehr schwere Arbeit gehabt.

-Babamın Hukla’da çok zor bir işi vardı.

 

 5-Arbeitslosigkeit (f) unemployment /işsizlik  

-Das Problem der Arbeitslosigkeit in der Türkei muss unbedingt so schnell wie möglich gelöst werden. /Türkiye’deki işsizlik problemi mutlaka mümkün olduğu kadar çabuk çözülmek zorundadır.

 

6-arbeitslos -out of work /işsiz

-Viele Menschen sind arbeitslos, deshalb können sie sich nicht richtig ernähren. /Birçok insan işsiz, bundan dolayı kendilerini iyi besleyemiyorlar.

 

1-bedeuten (bedeutete, hat bedeutet)

-to mean, to point out /anlamına gelmek

-Was bedeutet dieses Wort? /Bu kelime ne anlama geliyor?

 

2-Bedeutung (f) –meaning /anlam

-Die Bedeutung dieser Wörter kann er sehr schwer im Gedächtnis halten.

/Bu sözcüklerin anlamını o aklında çok zor tutabilir.

 

1-beginnen (begann, hat begonnen) -to begin /başlamak

-Wann beginnt der Film? /Film ne zaman başlıyor?

 

2-Beginn (m) –beginning /başlangıç

-Der Beginn der Prüfungen wurde auf morgen verschoben.

/Sınavların başlangıcı yarına ertelendi.

 

1-bekommen (bekam, hat bekommen) -to get, to receive /almak

-Was bekommen Sie? /Siz ne alıyorsunuz?

 

1-bestellen (bestellte, hat bestellt) -to order /ısmarlamak

-Er bestellt es Online. /Online olarak sipariş veriyor.

 

2-Bestellung (f) –order /sipariş

-Die Bestellung der Waren ist gestern geschickt worden.

/Ürünlerin siparişi dün gönderildi.

 

1-besuchen (besuchte, hat besucht) -to visit, to attend /ziyaret etmek, gitmek

-Wir besuchen meine Tante in Balıkesir. /Balıkesir’deki halamı ziyaret ediyoruz.

-Ich habe zwei Jahre das Balıkesir Gymnasium besucht.

/Ben iki yıl Balıkesir Lisesine gittim.

 

2-Besuch (m) –visit /ziyaret

-Unser Besuch in Ankara dauerte drei Tage.

/Ankara’daki ziyaretimiz üç gün sürdü.

 

1-bezahlen (bezahlte, hat bezahlt) -to pay /ödemek

-Bezahlen wir jetzt oder können wir später bezahlen?

/Şimdi mi ödeyeceğiz yada sonra ödeyebilir miyiz?

 

2-Bezahlung (f) –payment /ödeme

-Die Bezahlung der Rechnung wurde vergessen, deshalb musst du jetzt Zinsen zahlen. /Hesabın ödenmesi unutuldu, bundan dolayı sen şimdi faiz ödemek zorundasın.

 

1-bleiben (blieb, ist geblieben) -to stay, to remain /kalmak

-Wir bleiben hier. /Biz burada kalacağız.

-Er bleibt in Kayseri. /O Kayseri’de kalıyor.
-Alles blieb beim Alten. /Her şey eskisi gibi kaldı.

 

2-zurückbleiben (blieb zurück, ist zurückgeblieben)-to stay behind/geri kalmak

-Du darfst in dieser Arbeit nicht zurückbleiben, sonst bleibst du zu Hause.

/Bu işte geri kalmamalısın, aksi halde evde kalırsın.

1-bringen (brachte, gebracht) -to bring /getirmek, götürmek

-Ich bringe Sie zum Flughafen. /Sizi hava alanına götürürüm.
-Er hat es weit gebracht. /Bir yerlere gelebildi.

 

2-hervorbringen (brachte hervor, hat hervorgebracht)

-to bring out; to produce /ortaya çıkarmak

-Der Assistent hat in zwei Jahren eine neue Dissertation hervorgebracht.

/Asistan iki yılda yeni bir doktora tezi ortaya çıkardı.

 

3-zusammenbringen (brachte zusammen, hat zusammengebracht)

-to bring together /biraraya getirmek, toplamak

-Sie sollten alle Studenten zusammenbringen, bevor sie etwas neues sagen.

/Yeni bir şey söylemeden önce tüm öğrencileri bir araya getirmelisiniz.

 

1-danken (Dat.) (dankte, hat gedankt) -to thank /teşekkür etmek

-Der Junge dankte seinem Vater für das schöne Geschenk zum Geburtstag. /Çocuk, güzel yaş günü hediyesi için babasına teşekkür etti.

 

2-bedanken sich (bedankt, bedankte, hat bedankt)-to thank /teşekkür etmek

-Das Kind hat sich für das Geschenk bedankt. /Çocuk hediye için teşekkür etti.

 

3-Dank (m) -thanks /teşekkür, şükran

-Ich möchte meinen Dank an alle Mitarbeiter sagen.

/Tüm çalışanlara teşekkürlerimi söylemek istiyorum.

 

1-dürfen (darf, durfte, hat gedurft) -allowed to, be permitted, may /izinli olm.

-Darfst du rauchen? /Sigara içmene izin var mı?

-Was darf es sein? /Size yardımcı olabilir miyim?

-Hier darf man nicht parken. /Buraya park etmeye izin yok.

-Darf ich Ihr Buch haben? /Kitabınızı alabilir miyim?